‘Bim bam bom… Bizim de artık bir makinemiz var’

Bulaşığı ve çamaşırı bağımsız yıkayacağız artık. Kimseden yardım almadan kullanabileceğimiz beyaz eşya çeşitlerinden almaya karar verdik ama o kadar da kolay olmadı. “Alıyoruz” dedikten sonra film koptu.

İki kadın, bir adam beyaz eşya mağazası diye adlandırılan ama eşyanın artık beyaz olmadığı mağazaya girdik. İkinci gelişimiz. Bir önceki gelişimiz bu beyaz eşya grubunu uygulama üzerinden kullanıp kullanamadığımızı denemek amaçlıydı. İyi düşünmüşler, demo olarak bu eşyayı kullanıyorsunuz uygulaması üzerinden. Çok mutlu olduk. Evdeki beyaz eşya grubunu kimseyi arayıp darlamadan kullanıyorsunuz. Mağazaya ikinci girişimizde hemen tanındık. Görme engelli olmaktan ya da birkaç gün önce gelmiş olmamızdan dolayı. Alacağımız makineleri ikinci defa demo üzerinden test ettik. Tek korkumuz var; bir güncelleme yapılır, bu kusursuz kullanım bozulur mu diye… İstişare yaptık ve dedik ki; bozulursa eski sisteme geri dönüp, yine birilerini arayıp kullanacağız. İnternet üzerinden bir uygulama sayesinde (markanın kendi uygulaması) bu makineleri kimseden yardım almadan kullanabiliyoruz. En harika tarafı bu; bulaşığı ve çamaşırı bağımsız yıkayacağız artık. “Bunun neresi çok mutlu edici” diyebilirsiniz ama her seferinde birini arayıp görüntülü olarak yardım istemek biraz zor ve sıkıcı oluyor. Üstelik aradığınız en yakınınız bile olsa “Şimdi müsait değilim” deyince işler hepten bozuluyor.

Sorularımızı sorup endişelerimizi giderdikten sonra “Tamam, alıyoruz” dedik. Film de burada koptu. İstenen kart üçümüzde de yok. İçimizden biri “Annemde var” dedi. Hemen anne arandı, durum anlatıldı, ikna edildi. Fakat anne başka bir ilde yaşıyor, ödemeyi uygulama üzerinden yapması gerekiyor.

“Nasıl yapayım, ben sadece telefon çalınca açmayı biliyorum” demez mi! Abla arandı ama onun da kart limiti yetmedi. Tezgâhtar “Link atayım, mail order yapsın” dedi. Anne telefonda, “Beceremem” dedi, aramaya abla eklendi. Mail order’dan vazgeçildi, QR koduyla ödeme tarifine girildi. Fakat aradığımız telefonun haricinde başka bir telefondan tekrar aranması gerekiyormuş. Annemiz evde yalnız. Komşudan yardım istendi. Komşuyu ikna edip işe başladık. Komşunun telefonundan anne arandı. Sonra enişte, abla… Tezgâhtar o konuşmaya dahil edildi, ödemeyi almaya çalışırken  “QR kısmına tıklayın” dedi. Anne w kısmına basınca “Hayır, q harfine basın” dedi. Anne “Q nedir” deyince abla araya girdi. “Kuyruklu o” deyince biz patlattık kahkahayı. Neyse ki kuyruklu o sayesinde ödeme kısmına ulaştık. Bir ton komediden sonra tezgâhtar, biz ve telefondakiler “Ohhh” dedik. Tam bitti derken “Hesap yanlış yapılmış, sistem alışverişi onaylamıyor” denince çöktük. Olaya müdahale etme ihtiyacı hissettim. “Kalanı peşin ödeyelim” dedim. Bunlar olurken tezgâhtar araya bir buzdolabı satışı da sıkıştırdı. ‘Valla helal olsun’ dedim içimden.

Neyse ki çıktık mağazadan. Nedense ben bir şeyler yaşarken kafamda hep müzik çalıyor. “Bim bam bom, bizim de artık bir makinemiz var” diye içimden söylüyorum. Sebebini bilmiyorum. Her izlediğimiz şey hep arkada bir müzikle servis ediliyor. Bu otomatik olarak kendi içimizde de böyle yapma isteği mi doğuruyor bilemedim. Bazen etrafımdakilere soruyorum, “Size de oluyor mu” diye. Cevap hep evet oluyor.  Arkadaşlarıma da sordum “Ne çaldı kafanızda bunlar yaşanırken” diye. Biri Sertab Erener’in ‘Bi Polar’ı dedi, diğer arkadaşım Nil Karaibrahimgil’in ‘He-Man’ şarkısından bahsetti.

Bunları konuşurken hepimizin aklına gelen soru aynıydı: Acaba tezgâhtarın aklından geçen şarkı neydi? Birçok şarkı ismiyle yine eğlendik. Peki, okurken sizin aklınızdan ne geçti? İyi pazarlar.